Evren ararsa açarım
Bir zaman önce, kendimi yeni bir yere ektim. Baktım, yeşeriyor muyum?…E yeşerirsin dediler. Tohum sensin. Bütün bilgi tohumda. Ne zaman açacağı, hangi çiçeği vereceği, ne kadar büyüyeceği, ne zaman yaprak dökeceği hepsi hepsi tohumda. Tohum da sensin. Yeter ki, güneşe güven, yağmura güven, toprağa güven. Ama her şey her yerde yetişmez ki demedim, işime gelmedi. Güvendim iklime. Güvendim toprağa. Uzun süre ben dağlara baktım, dağlar da bana. Sen mi büyük ben mi büyük der gibiydik…
Sonra sanki bir çuval açılır gibi bir şey oldu. İçeri bol oksijen girdi. Güneş sızdı. Bir şeyler çatlar gibi ses geldi. Karnımda yine o kanat çırpmalardan hissettim. Durduramadığım bir gülüş oldu. Bir şey değişir ya bazen, o oldu. Çocuğun büyüme ağrısı gibi bir şey. Hop bir baktım, toprağın üzerinde yeşil bir fidan başı. O bendim işte.
Sonrası çorap söküğü gibi geldi. O başka bir şeye evrildi. Şarkılar yazmaya, aradığımı bulmaya, istediğimi almaya, girdiğim yolda yürümeye başladım. Hayatı işaret diliyle okuyan ben, işte o zaman dedim ki, doğru yoldayım. Şimdi buradayım ve buranın bana getireceği sürprizlere açığım. Bunu der demez, gökyüzündeki yıldızların yan yana gelip şekiller oluşturduğunu gördüm. Çok soyut bunlar ama aynen böyle oldu ne yapayım.
Cesur buldum kendimi. Hayatın beni götürdüğü yerlere batıl inancım var. Geldi işte bahar. Kafama bir bulut yapışmıştı sanki. Dağıldı o. Yüzüme yağan yağmursa, hazır mısın dirilmeye diyordu. Ben her zaman bir yağmurla dirilmeye hazırım. Yağmur benim iklimimdir. Ekim doğumluyum ben.
Keşke hayatı dışımızda yaşasak. O zaman bir sürü şeyi değiştirir ve yepyeni olurduk. Ama öyle değil. Hayatı içimizde yaşıyoruz. Rüyalara dalıp dalıp onlara inanan uyur gezerlere benziyoruz. Bu durumda, hayali iyi kurmak lazım. Gerekirse bazı cümleleri çöpe atmak. Ki biz buna muktediriz.
Benim böyle durumlarda, yani şarkılar baş verdiğinde, kaynağım topraktan fışkırdığında, yeni insanlarla yol alma umudu geldiğinde, ama en çok da, içimdeki müzik kutusu dönmeye, ortasında da ben dans etmeye başladığımda canıma can geliyor. Ayaklarım yerden birkaç milim havalanıyor. Yürüyorum sanıyorlar, uçuyorum. Tutuyorum sanıyorlar, uçuruyorum. Tutunuyorum sanıyorlar, bırakıyorum. Bütün bunlar gizli saklı oluyor ve ben havai fişek gibi bir şeye dönüşüyorum.
İşte bütün bu taşkınlıklar oldu son altı ayda. Sesler geliyor. Sözler geliyor. Bunu duyan geliyor. Evren bana çağrı yapıyor. Evrenin tüm çağrılarına cevap vermeyi ve o randevulara gecikmemeyi öğrendim. Evren ararsa açarım. Tam zamanında ordayım.
Çok üzülüyorum düşündüklerimizin çoğunun dünle aynı olmasına. Bunun için bilim deneylerine filan gerek yok. Biz bunu gayet iyi biliyoruz değil mi? Bozuk plak gibiyiz. Hep aynı şeyler çalıyor. Sıkılıp, bir güç bulup plağı değiştirene kadar, yıllar aynada yüzünü tırmıklayıveriyor.
Ama kendime inandığım kadar sana da inanıyorum. İkimizin aynı şeyden yapıldığını biliyorum, o yüzden iç sesini akort etmen lazım belki. Belki hayalleri net bir şekilde görmek için uyumak değil uyanmak lazım. Neye mi? Uyanabilme gücüne tabiki.
Görsel: Serdar E.+AI


cesur olunca mı iç ses değişir, iç ses değişirse mi cesur olunur? öyle bir bozuk plak ki içimdeki, yıllardır aynı korkular dönüp durur. belki de artık bu plağın susup bir başkasının başlaması gerekiyordur :)
Muhteşem bir yazı olmuş, kalbime dokundu🥲💛 ihtiyacın olan şeyi ihtiyacın olan zamanda okumak bu sanırım🙏🏼